
Ali ÇAKIR Slow Food Trakya Birliğinin Kurucusudur.
Kuluş Yılı:
2013
Konum:
Slow Food Trakya Birliği Edirne, Kırklareli ve Tekirdağ illerini kapsayan Türkiye Trakya’sında kurulmuştur.
Amacımız:
Slow Food ilkeleri doğrultusunda bölgeye özgü yerel tohumların ve yerli ırk hayvanların yok olmamasını, devamlılığını sağlamak. Köyden kente göçün artmasıyla birlikte kaybolmaya başlayan yemek kültürü ve ritüellerinin kayıt altına alınması, gelecek kuşaklara aktarılmasını sağlamak. Bölgenin ekonomik refah düzeyinin arttırılmasına destek olmak, bölgeler arası gelir dengesizliğini azaltmak için tarım ve hayvancılık faaliyetlerine dayalı çalışmaları desteklemek, gastronomi turizmini odak noktası yapmaktır. Slow Food Trakya Birliği çalışmalarını iyi, temiz ve adil gıda kavramlarına uygun olarak yürütür.
Ana Faaliyetler ve Çıktılar:
Slow Food Trakya olarak Trakya Bölgesinin ilk yerel tohum takas etkinliğini düzenledik. Her yıl tohum takas organizasyonunu devam ettiriyoruz. Tohum takasından gelen farklı tohumları deneme ekimine aldıktan sonra başarılı olanları çoğaltarak dağıtıyoruz. Pilot köylerimizde bizim için tohum çoğaltan üreticilerin desteğini alıyoruz. Elimizdekileri onlarla paylaşıyoruz.
Slow Food kavramını bölgede anlatmak ve unutulmaya yüz tutan yemeklerimizin envanteri çıkarmak içim “Slow Food Trakya Vize” başlıklı kitabımızı yayımladık. Kitap çalışmalarında ve akademik makalelerde slow food kavramını ve gastronomi turizmi kavramını işliyoruz. Köylerimizi dolaşarak üreticilerimiz ile görüşmeler yapıyoruz. İyi, temiz ve adil gıda kavramlarını anlatıyoruz.
Unutulmaya yüz tutan yerel ürünlerin üretim ve emek aşamalarını fotoğraflayıp sergi yapıyoruz. “Üzüm Bağından Sofraya Hardaliye’nin Yolcuğu” fotoğraf sergisini bu çerçevede gerçekleştirdik. Düzenlediğimiz yöresel yemek yarışmalarıyla yemek envanterinin çıkarılması çalışmalarına destek oluyoruz. Fuarlara katılım sağlayarak üreticilerimize destek oluyoruz. Yerli ırk Kıvırcık Kuzu ve Kırklareli Beyaz Peyniri projelerine gönüllü destek sağlıyoruz.
Slow Food Hareketi Nedir? :
Slow Food Hareketi, yerel lezzetlere sahip çıkmayı, doğaya saygı göstermeyi, rahat ve sağlıklı beslenmeyi, ne yediğini bilmeyi, hatta mümkün olduğunca kendi yiyeceğini yetiştirebilmeyi, yemekten tat almayı, yemekle birlikte sosyalleşmeyi ilke edinmiş bir akım olarak ortaya çıkmıştır. Slow Food Hareketinin birincil amacı, geleneksel sofra zevkini, yemek kültürünü küreselleşmenin hızlı yemek ve hızlı yaşam kültüründen korumaktır. Geleneksel yemek kültürünü korumanın yanında Slow Food Hareketi, aynı zamanda, dünya genelinde gıda ve tarım biyoçeşitliliğini de savunur. Yeryüzündeki tüm hayvan ırklarının ve sebze türlerinin korunmasını savunur. Lezzetlerin standart hale getirilmesine karşıdır. Tüketicilerin bilinçlenme gereksinmelerini destekler. Gıda ve gastronomik geleneklerin bağlı olduğu kültürel kimliklerin sürdürülebilirliğinin sağlanmasına çalışır. Yiyecek ve tarım alanında geçmiş geleneklerden miras kalan işleme tekniklerini araştırır.
Slow Food Hareketi, yerel toplum ekonomilerini hayati kılan önemli noktalara dokunmaktadır. Özellikle, yavaş yemek, restoranlar ve çiftlikler gibi yerel olarak sahiplenilen işlerin yaşama gücünü sürdürmesi amacı ile yerel olarak temellendirilmiştir. Akımın merkezinde bölge kavramı yer almaktadır. Yavaş yemek şarap, peynir, meyve ve sebze gibi üretim ve yetiştirme şekilleriyle, geleneksel gıdalarla ifade edilen bir yeri belirlemeye yönelik bağlantılar ile yerel özelliklerini vurgulamaktadır. Slow Food Haraketi’nin kurucusu Carlo Petrini’nin sözcükleri ile bölge kavramı doğal faktörlerin (toprak, su, arazi, deniz seviyesi üzerindeki yükseklik, bitki örtüsü, mikro iklim) ve orada ekilen, yetiştirilen, yapılan ve pişirilen gıda ve her bir tarımsal yöreye özelliğini veren insan faktörünün (ürün yetiştirme geleneği ve uygulamaları) bileşimidir. Yavaş yemeğin bölge anlayışı, bir yerin çevresel özellikleri ile geleneksel gıda üretimi için nesillerin yararlanacağı ve bölgeye yaşayan insanların geçmişi ve kültürünü birbirine bağlar.
Bir gıdanın Slow Food yani yavaş yemek olup olmadığını belirleyen temel unsur o gıdanın üreticisi ile tüketicisi arasındaki ilişkidir. Gıdanın üreticisi ve tüketicisi arasındaki zincir ne kadar kısa, gıda ne kadar taze ve sağlıklı ise o ürün/gıda bir o kadar Slow Food felsefesinin içerisinde yer almaktadır. Diğer bir tanım ise ürünün/gıdanın yerelde dağıtımının, pazarlamasının yapılmasıdır. Çoğunlukla da bu dağıtım ve pazarlamanın ürünün/gıdanın üreticisi tarafından yapılmasıdır. Slow Food Hareketi tüketicinin gıda ve bu gıdayı üreten üretici ile üretim ve pazarlama koşulları hakkında bilgi talep etmesi ve bu bilgiye de sağlıklı bir şekilde ulaşabilmesini gerektirmektedir. Bu durum, gıda üreticileriyle tüketicilerinin, gıdanın kendisiyle tüketicinin ve sofrada bulunan kişilerin birbirleriyle iletişimini kapsamaktadır. Burada bahsedilen Slow Food ürün ve gıda tanımına sadece taze sebze, meyve veya et, süt ürünleri dâhil olmayıp peynir, tereyağı, salça, kesme, ekşimik, kuskus, reçel, sucuk gibi yerel üreticisi tarafından işleme tabi tutulan ürünler de dâhil edilmektedir. Ayrıca bu ürünlerden geleneksel yöntemler kullanılarak hazırlanan yemekler de Slow Food tanımına dâhil edilmektedir.
Slow Food Hareketi, bölgesel ve kültürel özellikleri, sadece belli coğrafi özelliklere göre değil de doğal faktörlerin de bir bileşimi olan ve orada yetiştirilen, büyütülen, yapılan ve pişirilen her bir tarımsal gıdanın benzersiz özelliğini veren bölge kavramını kullanarak açıklamaktadır. Slow Food değerlendirmesinde, biyoçeşitlilik ve çok kültürlülük ile yakından ilgili olan bölgenin endüstriyel tarım ve onun teşvik ettiği tekli kültürler tarafından tehdit altında olduğunu göstermektedir.
Slow Food Hareketi ekonomik açıdan, artık unutulmaya yüz tutmuş ve ustalık gerektiren yemek çeşitlerini gün yüzüne çıkarmayı ve bunların küresel piyasada yer edinmesini sağlamayı amaçlamaktadır. Küçük üreticilerin birbirlerini bulmasını sağlayarak bürokratik engelleri aşmalarına yardımcı olmaktadır. Slow Food Hareketi’nin öncüsü Carlo Petrini bu hareketin küreselleşmeye karşı olmadığını ifade etmiş ve savunulanın aslında ‘erdemli küreselleşme’ olduğunu vurgulamıştır. Geleneksel lezzetlerin deniz aşırı yerlere gidebilmesi için dayanıklı olması yani ileri teknolojinin kullanılması ve ürünün bilinirliliğinin artması için deniz aşırı piyasalara ihtiyaç duyması, yani küresel anlamda tanınırlılığının sağlanması ‘erdemli küreselleşmenin’ önemli unsurlarıdır.
Slow Food Hareketi yerel ürünlerin ve bunların oluşturduğu kültürü yaymak ve savunmak kadar tüketicinin ithal ürünlere de ulaşımını sağlamayı amaçlamaktadır. Burada önemli olan ithal ve yerel ürünlere pazarda eşit paya sahip olabilmesi ve tüketicinin ne seçeceği ile ilgili bilgi sahibi olması için eğitilmiş olmasıdır. Bu nedenle, bu harekette halkın ürünler hakkında bilinçlendirilmesi de önemli bir kriter olarak ortaya çıkmaktadır.
Bu çerçevede incelendiğinde Slow Food Hareketi’nin 5 ana yararı vardır:
-
Yerel çeşitlilikten üretilmiş taze tadılan yemekler
-
Ne yediğimizle ilgili yerel kontrol ve bilginin sağlanması
-
Yerel metot ve tariflerin yaşatılması
-
Şehir manzarasının geliştirilmesi
-
Yiyecek uzaklığını azaltarak enerji tasarrufu sağlamak.
Slow Food Hareketi’ne gönül verenler için, insan sağlığına zararlı fast food beslenme tarzı bir numaralı tehlikedir. Petrini’ye göre hızlı yemek, bireyler arası iletişimi, karşılıklı sohbet şansını, sessizlik imkânını ve duyusal zevkleri engelleyen, bu şekilde ruhların açlığını doyurmaktan yoksun bir aktivitedir. Slow Food Hareketini sadece Fast Food beslenme tarzını protesto eden bir hareket olarak görmek doğru değildir. Bu hareket Fast Food işletmelerinin yapmadığı ve insanlara sunmadığı her şeyi temsil etmektedir: Taze ve yerel mevsimlik ürünler; nesiller boyunca büyükten küçüğe aktarılan yemek tarifleri, ölçülü çiftçilik, esnaf ürünleri, aile ve arkadaşlarla keyifle yemek yemek vb. Hızlı yaşamın tipik bir yansıması olan Fast Food, hazırlanıp servis edilmesinden tüketilmesine kadar ki hızlı süreci ifade için kullanılmaktadır. Ayaküstü atıştırma, hızlıca tıkınma ve hemen işine dönme gibi bir anlamı içinde barındırır. Hızlı hayat temposu içinde diğer tüm değerlerinden ve farklılıklarından uzaklaşan toplumlar, yeme ve yemek kültüründen de uzaklaşmışlardır. İşte bu tehlikeli gidişin farkında olan kesimler bir yandan tepkilerini ortaya koyarken diğer yandan çözüm arayışı içine girmişlerdir. Bulunan en etkili yöntem ve geniş yankı uyandıran tepki ise, hız karşıtı yavaşlığı öngören yaklaşım olmuştur. Yavaşlığı beslenmeden başlatan hareket ise Slow Food olmuştur.
Slow Food Hareketi hakkında daha detaylı bilgi sahibi olmak için aşağıdaki web sayfasını ziyaret edebilirsiniz.